Hayatın akışı içerisinde gündelik telaşı bir nebze de olsa durduran, insanları aynı duygularda, aynı gaye ve heyecanda buluşturan müstesna zamanlar vardır. Alışılmışın dışında bir coşku ve sevinçle idrak edilen bayramlar da böyle zamanlardandır. Bayramlar, fertten topluma, milletten ümmete uzanan bir ufukta müminlerin ortak paydada buluştuğu, kardeşlik duygularının güçlendiği, ümmet bilincinin tazelendiği ve daha nice güzelliklerin doyasıya yaşandığı vahdet günleridir. Sevginin ve neşenin hane hane, sokak sokak, şehir şehir, diyar diyar dolaştığı rahmet iklimleridir. Müminler için her bayram bir yenileniş, yeniden diriliş ve iyilik yolunda ibadetle, ubudiyetle yüceliş zamanlarıdır. Bu müstesna zamanlarda evler, sofralar, gönüller tüm sıcaklığıyla sevgiyi, saygıyı, vefayı, şefkati, merhameti ve güzellikleri çoğaltmak için açılır. Sınırları aşan, kıtalar ötesine uzanan kardeşlik duyguları, dünyanın dört bir yanından Müslümanları aynı sevince ortak eder.
Bayramlar, tarih boyunca İslam toplumlarının alametifarikası olmuştur. Müslümanlar, bayramları daima en yeni elbiselerini giyinip en güzel kokular sürünerek büyük bir coşkuyla karşılamışlar; bu günlere farklı bir ehemmiyet atfederek hanelerini ve gönüllerini açtıkları misafirleri için özenle ikramlıklar hazırlamışlardır. Bu günleri vesile kılarak sıla-i rahimi pekiştirmişler, küçükleri sevindirip büyüklerin hayır dualarını almışlar ve kabristan ziyaretleriyle vefayı diri tutmuşlardır. Böylece bayramlar, yürekleri birleştiren, kardeşliği pekiştiren, geçmişle gelecek arasındaki bağı kuvvetlendiren, dinî, ahlaki ve insani değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan rahmet köprüleri olmuştur.
İslam toplumlarında bayramlar, aynı zamanda kendilerine has ibadet biçimleriyle bir mektep işlevi de görmüştür. Bu anlamda Kurban Bayramı’nı, bir kurbiyet vesilesi ve bir değerler eğitim süreci olarak kabul etmek gerekir. Kurban bayramı, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail üzerinden imanı, sabrı, samimiyeti, safiyeti, teslimiyeti ve vefayı öğretir. Haktan ve hakikatten yana durmanın ve geçici lezzetlerden vazgeçerek ebedî saadete talip olmanın asaletini hatırlatır. Kurban ibadeti aynı zamanda insanı Allah katında itibarsızlaştıran ve değersizleştiren bencillik, cimrilik, tamahkârlık, nefse düşkünlük gibi kötü huylardan arındırarak çoğu zaman farkına bile varılmadan taşınan bu görünmez yüklerden kurtararır, onu yüce makamlara yükseltir. Zira ruhu içten içe örseleyen bu olumsuz duygulardan ve nefsin ağır yüklerinden arınmadıkça kulun gerçek kurbiyet iklimine adım atması mümkün değildir.
Diğer yandan Kurban Bayramı'nda İslam beldeleri infakın, isarın, diğerkâmlığın, yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel tezahürlerine sahne olur. Böylece kurban ibadeti, sadece kulu Rabbine yakınlaştırmakla kalmaz; mümin gönülleri birbirine kaynaştırıp kardeşlik bağlarını pekiştirerek yeryüzüne iyilik, güzellik ve huzur iklimi taşır. Kin, nefret ve düşmanlık rüzgârlarının yeryüzünü kasıp kavurduğu günümüzde insanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu iklim de bu değil midir?
İnanç, kültür ve medeniyet boyutuyla derin manalar ihtiva eden bayramları en güzel şekilde yaşamak ve yaşatmak, bu ruhu daima diri tutmak gerekir. Ne yazık ki sosyokültürel açıdan büyük dönüşümlere sahne olan modern çağ, yeni iletişim araçlarının da etkisiyle insanların bayram algılarını kökten değiştirip dünüştürmekte ve yerleşik değerlere yönelik tutum ve davranışlar üzerinde büyük kırılmalara yol açabilmektedir. Her geçen gün gelişen iletişim imkânlarına rağmen sosyal ilişkilerin ve toplumsal bağların gitgide zayıfladığı günümüzde bayramlar, birer kaynaşma ve dayanışma günü olmaktan çıkarılarak adeta inziva vakti olarak değerlendirilmektedir. Bu günlerde eş, dost ve akraba ziyaretleri ile sıla-i rahmi pekiştirmek, büyüklerin hayır dualarını almak, toplumsal dayanışmayı güçlendirmek yerine, toplumdan uzaklaşma aracı hâline getirilmektedir. Esasen bu, bir binanın tuğlaları gibi birbirine kenetlenmek ve bir bedenin azaları gibi birbirinin derdiyle dertlenmekle yükümlü tutulan bir toplum için kaygı verici bir dönüşümdür. Zira bu özel günleri anlamından ve ruhundan koparmak, yalnızca toplumdan değil kültürel köklerimizden de kopmak demektir. Nihayetinde bu kopuş, bizi bir arada tutan ortak hafızadan, değerlerden, hatıralardan, kimlik ve aidiyet bilincinden uzaklaşmak anlamına gelmektedir.
Bu itibarla çağın, insanı yalnızlaştıran ve toplumsal dokuyu çoraklaştıran kavurucu rüzgârlarının bayramların ifade ettiği anlamı buharlaştırmasına müsaade edilmemelidir. Bu bereketli günler, her yıl yeni bir heyecan ve coşkuyla ihya edilmeli; kırgınlıkların ve küskünlüklerin giderilmesi, aile, akraba, komşu, arkadaş ve dostlarla ilişkilerin pekiştirilmesi için fırsata dönüştürülmelidir. Bilhassa yürekleri dağlayan görüntülerin sevinçleri hüzne boğduğu günümüzde bayramlar, mazlum coğrafyalardaki umutların yeniden yeşertilmesine vesile kılınmalıdır. Vakit, umudunu bize bağlamış, gözlerini yollarımıza dikmiş bekleyen mazlumların, gariplerin, yetimlerin ve kimsesizlerin imdadına koşma vaktidir. O zaman bayramlar gerçek anlamda hayata dokunacak, insanı birlik-beraberlik ve iyilik iklimine yöneltecek, geride yürekleri ısıtan bir huzur bırakacaktır.
Müminler için bir kurbiyet fırsatı olarak gelen Kurban Bayramı’nı idrak ederken niyazımız, bu mübarek günlerin kalplerimize ferahlık, hanelerimize bereket, ülkemize ve âlem-i İslam’a huzur ve esenlik taşımasıdır.
