01 Haziran 2026, Pazartesi

HAKK’A RAM OLAN GÖNÜLLERİN BAYRAMI

Can bula cananını, bayram o bayram ola,

Kul bula sultanını, bayram o bayram ola,

Hüzn ü keder def ola, dilde hicap ref ola,

Cümle günah af ola, bayram o bayram ola.

Ve işte böylesi müstesna bir iklimin eşiğinde karşılıyoruz bayram sabahını. Bayrama erişmenin huzuruyla dolu içimiz, bu kutlu güne varabilmenin tarifsiz sevinciyle çarpıyor kalplerimiz. Bir başka atıyor sanki bugün yürekler; bir başka coşuyor gönüller… Âdeta taşan bir deniz gibi kabarıyor içimizdeki sevinç ve mutluluk. Tekbirlerle büyüyor bu coşku; bayram namazının saf saf dizilen huzurunda yükseliyor semanın derinliklerine anbean. 

Arınıyor, temizleniyor bugün kalpler… Affediliyor kırgınlıklar, siliniyor dargınlıklar. Her yıl olduğu gibi yine, bir safiyete yöneliyoruz; fıtratımızın o berrak, o tertemiz hâline… Maddi yüklerden sıyrılıp manevi bir hafifliğe ermenin huzurunu duyuyoruz kalbimizin derinliklerinde. Aynı kıbleye dönmüşüz şimdi… Aynı safta, omuz omuza. Ne makam kalmış aramızda, ne mevki… Ne zenginlik üstün kılmış birini, ne yoksulluk eksiltmiş bir başkasını. Hepimiz biriz bugün; aynı duanın içinde, aynı secdenin huzurunda. Niyet ettik bugün… Birliğimizi çoğaltmaya, kardeşliğimizi derinleştirmeye. Kalpten kalbe yol bulan o görünmez bağları daha da güçlendirmeye. “Müminler ancak kardeştirler…” (Hucurât, 49/10)  hitabı yankılanıyor ruhumuzda. Sözde kalmasın diye bu hakikat, dökülüyor davranışlarımıza. Ahlâkımızda, bakışımızda, hâlimizde görünüyor kardeşliğin izleri birer birer.

Hasretler diner bu ulvi kavuşmalarda; gözlerde biriken ışıltıyla konuşur özlemler. Sükûna erer gönüller sessizce… Bayramın şefkatli ikliminde çözülür kırgınlıklar; affetmenin zarif dokunuşuyla yönelir yeniden birbirine dargın kalpler. Zamanın içinden fısıldayarak emanet eder kardeşliğin hakikatini Peygamber Efendimiz: “Birbirinize kin tutmayın, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun…” (Buhârî, Edeb, 57; Müslim, Birr, 23) Dün sırt çevirenlerdir bugün aynı muhabbetin gölgesinde sarılan; bir olmanın sırrını hatırlatır gönüller, diri kalmanın. Bir bir erir bayramın bereketli gölgesinde saklı kırgınlıklar; yerini alır içten bir muhabbetin sıcaklığı. Hürmetle çalınır büyüklerin kapıları; dualarla, tebessümlerle canlanır geçmişin hatıraları. Kuvvet bulur akrabalık bağları; ilmek ilmek dokunur unutulmuş dostluklar, yitirilmiş kardeşlikler. Ve yeniden aydınlanır, gönülden gönüle uzanan o görünmez yollar…

Bayram sabahlarında doldurur safları müminlerin çokluğu. Bir ibadetin ifasından öte, kalplerin aynı ritimde çarpışının, ruhların aynı ufka yönelişinin en latif tecellisi olur namazgâhlarımız. Artar bu buluşma diğer vakitlere nispetle; hasretin vuslata eren hâlidir mümin gönüllerde. Ne güzel dile getirir bu gerçeği Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) “Müminler, birbirini sevmede, birbirine merhamet ve şefkat göstermede bir vücut gibidir.” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr 66). Zamanın yorgunluğu silinir o anlarda; modern hayatın ayırdığı yollar, araya giren mesafeler sessizce kaybolur. Yılda iki kez aralanır bir rahmet kapısı; içeri girenler buluşur yalnız bir mekânda değil aynı duyguda, aynı merhamette, aynı kardeşlikte. Bir çağrıdır yükselen Kur’an-ı Kerim’den samimi yüreklere. “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmrân, 3/103). Ve davet eder bu ilahi hitap, bayram sabahının en berrak vaktinde, vahdete, birliğe, beraberliğe.

Zamana huzur katan, sükûnu ince ince ruhlara bırakan rahmet duraklarıdır bayramlar; akıp giden vakti dinginliğe çevirir usulca. Sessizce iner kalbe bir sekinet; fark edilmeden sarar insanın içini. Rabbimizin rızasına adadıkça hayatını insan, derinleşir her adım; bir ibadet, bir niyet… Dönüşür bu ulvi yolculuğun sessiz ama anlam yüklü izlerine. “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 13/28)  hitabı yankılanır iç dünyada; hatırlatır hakiki huzurun kaynağını. Bu kıymetli vakitlerde dua ile açılır semaya yönelen eller; zikirle titrer kalbin en derin yeri. Tekbirlerle dile gelir yücelik, tehlillerle pekişir iman; her “Allahuekber” deyişinde biraz daha genişler iç âlem. Tövbe ile arınır kalp, istiğfarla hafifler yükler.

Rahmetin ince dokunuşuyla hissedilir bayramlar gönüllerde; sayısız nimetin hatırlattığı bir şükür hâlidir taşınan, Yüce Rabbe yönelen. Hamd ile dolar yürekler sessizce… Şükürle genişler kalp; verilen her nimetin kıymeti, bir bayram sabahının serinliğinde daha derinden hissedilir. İman kardeşliğinin görünür olduğu sahnelerdir bayramlar; diri tutulan bir şuurdur Müslüman kalmak. Şeâir-i diniyyeden bir iz düşer zamana; hatırlatır kim olduğumuzu, neye ait bulunduğumuzu. Değerlerdir taşınan nesilden nesle; ilkelerdir korunan, incitilmeden, eksiltilmeden. Bayramlarla diri kalır bu bilinç; sahip çıkılır köklü bir mirasa, derin bir medeniyete. Dokunulmaz bir güzellik gibi korunur hatıralar; gelecek nesillere ilmek ilmek aktarılır. Zamanın aşındıramadığı bir hakikat gibi yaşar bayram; her gelişinde yeniden kurar insanı, yeniden toplar dağılmış olanı. Kucaklar insanı bayram; toplumu da… Geçmişi hatırlatır, bugünü anlamlandırır, geleceğe bir istikamet çizer. Dünle yarın arasında kurulan ince bir köprüdür.

Ve nihayet…Taşır bayramlar bizi yarına; Müslüman kimliğine süreklilik kazandıran sessiz bir yürüyüş gibi. Mukaddes günlerdir bunlar; seçkin, derin, iz bırakan. Gönüllerde yankılanan bir çağrı gibi kalır geriye: Bir olmanın, diri kalmanın ve hatırlamanın çağrısı…

Bugündür… Allah’a duyulan sevginin, bütün sevgilerin üstüne yükseldiği; kalpte en derin yerini aldığı o yüce hissin bayramı. En güçlü ifadesidir bugün; bir teslimiyetin, bir bağlılığın. Hatırlatır usulca: Verilen her nimetin O’ndan olduğunu, sahip olunan ne varsa O’nun yolunda feda edilebileceğini…

İlahi bir armağandır bayram. İslam’ın inanç, ibadet ve ahlak esaslarına bağlı kalışın bir karşılığıdır; hissedilir, yaşanır, içte yankılanır. Hatırlatır insana kendini; nereden geldiğini, kime ait olduğunu… Bir prova gibidir bayram; ebedî olanın gölgesi düşer fâni zamana. Müminin dünya yolculuğunun sonunda kavuşacağı o büyük bayrama dair bir işaret… Sezdirir, hissettirir derinden.

Bir nişanesidir bayram; adanmışlığın, sadakatin. İbadettir aslında her anı, bir selamda saklıdır sıcaklığı, bir duada gizlidir derinliği. Uzanan bir sıla-i rahim; kalpten kalbe kurulan ince bir köprüdür. Ülfettir artan, kardeşliktir büyüyen; bir tebessümde çoğalır, bir sarılışta derinleşir.

Ne yazık ki modern zamanın ruhsuz çarkları arasında kalbin kalbe değmediği, samimiyetin yerini menfaat rüzgârlarının aldığı hazan mevsimlerinden geçiyoruz. Dünyanın geçici parıltısı ve gündelik kaygıların gürültüsü, ruhumuzun en zarif ihtiyacı olan o köklü bağları tatil gerekçesiyle sessizce koparıyor. Hâlbuki bayramlar solmaya yüz tutmuş insani değerlerin yeniden gün yüzüne çıktığı, paslanmış gönül kapılarının merhamet anahtarıyla açıldığı mukaddes bir vuslat vaktidir. Yâr ve yârenin gönül rızasını almak, bir tebessümle kırık dökük bir kalbi onarmak bayramın asıl ruhudur. Zira bayram; ancak bir el bir ele değdiğinde, bir yürek bir yüreğe sığındığında gerçek manasına bürünür. Bu mübarek vakit; rengi, dili ve coğrafyası ne olursa olsun, aynı kıbleye baş koyan milyonlarca canın o muazzam kardeşlik sofrasında anlam bulur.

Bu bayram sabahında, yüreğimizin bir yanını Gazze’nin enkazları arasında bırakıyoruz. Tozla karışmış kanın rengine bürünmüş elbiseleri, dünyayı susturan hüzün dolu bakışlarıyla “Biz bu ümmetin kimsesizleriyiz” diye göğe yükselen o sessiz çığlık, kalbimizin en derin sızısıdır. Bir yanda alevler içinde can veren masumlar, diğer yanda soğuğun ayazında buz kesen küçük bedenler… Kiminin hikâyesi bir dilim ekmek hasretiyle, kimininki ise bir kurşunun zalim nefesiyle yarım kaldı. Kucağımızdan kayıp giden her “can paresi”, her “kınalı kuzu”, insanlığın ortak yası olarak zihinlerde kaldı.

İşte bu bayram, sadece bir kavuşma değil yokluğun pençesinde direnenlerin, toprağına hasret bırakılanların ve zulmün gölgesinde solanların kutsal bir hatırlanışıdır. Bugün, başta Gazze olmak üzere, açlığın, hastalığın ve zalim bombaların altında inleyen her mazlum ve mağdur coğrafya için bir umut sabahı olmak zorundadır. Bu bayram, dökülen her damla gözyaşının silineceği o büyük kurtuluş muştusuna, gökyüzünden yağmur gibi merhametin yağacağı o kutlu ana kapı aralama vaktidir.

Bu bayram; dillerin susup gönüllerin tek bir lehçede, tek bir feryatta birleştiği; ümmetin asırlık kederlerden arınıp yeniden izzetli bir sabaha uyanması için ruhun en derininden gelen bir nida ile Mevla’ya sığındığı o mukaddes andır. Bu mübarek vakit, sadece bir takvim sevinci değil her zerresiyle zulmün karanlığını yırtan bir dua vaktidir. Bugün; mazlumun ızdırabının dinmesi, boynu bükük coğrafyaların o mağrur ve vakur günlerine yeniden kavuşması için gökyüzüne açılan ellerin, ilahi merhametle buluşma vaktidir. Her bir tekbir, hüzne boğulmuş yüreklerin şifası; her bir dua, ümmetin üzerine doğacak olan o onurlu ve görkemli şafağın ilk muştusudur.

Unutulmamalıdır ki hakiki bayram, mahzun bir sinenin derinliklerinden süzülüp arşıâlâya kanat çırpan o sessiz ve makbul duanın içindedir. Bu bayram, kendi sevincini bir başkasının tebessümünde arayan diğerkâm ruhların; elindeki bir lokmayı kardeşinin derdine derman kılan fedakâr ve cömert müminlerin kutlu bayramıdır. Bir yetimin mahzun bakışına ışık olanların, kırık bir kalbi onarmayı en aziz ibadet sayan gönül mimarlarının bayramıdır bu...

Sadece kendi saadetine değil tüm ümmetin sinesine baharı taşımaya and içenlerin; sevinci paylaştıkça büyüten, kederi paylaştıkça eritenlerin vuslatıdır bu bayram. Varlığını Hakk’ın yoluna bir kurban misali adayan, canını ve malını ebedî kurtuluşun müjdesine sermaye kılanların; dualarıyla yoksul ve mazlum gönüllere aminler gönderip gök kubbeyi titretenlerin bayramıdır. Nihayetinde bu bayram; rızasını Rabbinden alan o müstesna gönüllerin bayramıdır.

Vuslatımızın daim, bayramımızın hakiki olması niyazıyla…

Dr. Hüseyin HAZIRLAR
Dr. Hüseyin HAZIRLAR

Yazar hakkında bilgi bulunmamaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları