Namaza gidilmiş. Rükû, secde hatasız yapılmış. Safta birkaç kişi var ama onlar hata yapmış. İçten içe sen o hatayı yapmadığın için kendinle gurur duyuyorsun. Üzerinde hâlâ bir uyku mahmurluğu var. Sen, deden ve baban namazdan çıkınca mezarlığa uğruyorsun. Daha önce bayramları birlikte kutladıklarının huzurunda onlara dua ediyorsun. Çocuk olduğun için tam olarak ne olduğunu, karşındaki hakikatin büyüklüğünü idrak edemiyorsun. Duan bitince etraftan torpil, mantarlı tabanca sesleri gelmeye başlamış. Sabahın erken bir saati olmasına rağmen çocuklar sokaklarda koşturmaya başlamış. Babanın elinden tutup doğru simitçiye. Evdekilere, fırından daha yeni çıkmış sıcacık simitleri alıyorsun. Deden, siz gidin ben geliyorum, diyor. Sizi yollama sebebi bayram harçlıklarınızı ayarlayacak olması. Deden bunu bilmediğini sanıyor ama sen biliyorsun.
Eve varıyorsunuz. Evde sokaktakine benzer, heyecanlı ama dingin bir hareketlilik var. Kahvaltıyı hazırlamışlar. Kardeşlerin, kuzenlerin yeni uyanmışlar. Bir masal sahnesi gibi yaşadıkların. Sizin evde âdet! Her bayram sabahı, hangi bayram olursa olsun illa ki kavurma yapılır. Çay demlenir. Masanın etrafında tüm sülale hep birlikte bayram kahvaltısı eder. Bunlar olurken üzerinde tatlı bir uyuşukluk, gözlerinde canını acıtmayan bir yanma var. Uykun var çünkü. Nedendir bilinmez her bayram sabahı böyle uykun oluyor. Ne kadar uyursan uyu. Kahvaltıdan sonra büyüklerin ellerini öpüyorsun. Bayramın başrolü sen, kardeşlerin ve kuzenlerin. Üzerinde yeni kokusu duran, ilk defa giyildiği için henüz daha ağır ve kumaşı rahatsız hissettiren bayramlıkların var. Birazdan kardeşlerinle komşulara el öpmeye gideceksin. Babaannen özellikle tembih ediyor dikkatli olmanızı. Halandan kimlerin size harçlık vereceği istihbaratını alıyorsun. Onlara özellikle erken gidiyorsun. Kimisi kapıdan uğurluyor seni, kimisi illa eve davet ediyor. Gittiğin evin yaşlıları sizi tanımıyor. Kimlerden olduğunu soruyorlar. Sen direkt babaanneni söylüyorsun. Onu herkes tanır. Öyle de oluyor. Hemen tanıyorlar. Babaannene selam söylüyorlar. Öğle ezanı okunmadan eve dönmüş oluyorsun. Poşetinde şekerler, cebinde harçlıklarınla. Harçlıklarını annene veriyorsun. O içinden, bayramda bakkala gidip bir şeyler alman için sana biraz para veriyor. Hemen bakkala koşup bir şeyler alıyorsun. Ne kadar büyülü bir an yaşadığının ve hayatının geri kalanında hep o büyülü anı bir daha yaşama arzusunda olacağının o an farkında değilsin.
Sonra yıllar geçiyor, büyüyorsun. Büyümek hoşuna gidiyor. Her bayram üzerine yakışmasa ya da büyük dursa da bir büyümüş paltosu alıyorsun. Artık harçlık toplamaya çıkmıyorsun. Her bayram gelenler aynı olsa da yüzleri değişiyor. Kalabalıklaşıyorlar. Sen büyüyorsun, onlar da yaş alıyor hayattan. Ama hâlâ büyülü bir şey var. Bunu sonra anlayacaksın. O an her ne kadar büyüdüğünü düşünsen de içinde bayramın canlı tuttuğu bir çocuk var. Hâlâ heyecanlı. Hâlâ kıpır kıpır.
Yıllar biraz daha geçiyor. Artık gerçekten büyüksün. Eskiden sadece izlediğin kurbanın kesimine sen de iştirak ediyorsun. Hatta o keçiyi kestiren sen oluyorsun. Bir anda muhabbetin değiştiğini fark ediyorsun. İnsanlara keçiyi kaça aldığını, büyükbaşa neden girmediğini anlatıyorsun. Ama bayram hâlâ bayram senin için. Kaç yaşına gelmiş olmana rağmen vücudunda o tatlı yorgunluk, gözlerindeki yanma devam ediyor. Namazdan sonra mezarlıkta uğradığın kişilerin sayısı artmış. Bayram sabahlarında kahvaltı sofrasında olanları kahvaltı öncesinde ziyaret ediyorsun artık. Simit hâlâ sıcak ama. Eve vardığında kahvaltı yine hazır. Kahvaltıdan sonra harçlık toplamaya çıkmayı hayal ediyorsun ama baban çocuklara verecek harçlıkları hazırladın mı diye soruyor. Hazırlamıştın. Yaşa göre harçlıklar belli. Hepsi cebinde. Gelecek çocuklara vereceksin. Kimisini eve davet edeceksin. Tatlı ikram ederken kimin çocuğu/torunu olduğunu soracaksın. Oradan tanıyacaksın çocukları. Bir zamanlar seni de öyle tanıdıklarını hatırlayacaksın. Üzerinde yeni bir şeyler yok. İşte de giydiğin takımı çekmişsin üzerine. Ayakkabılarını boyatmışsın. Bu sefer gerçekten büyümüşsün.
Kaç yaşına geldiğini fark ediyorsun. Büyüdüğünü. Dünyanın büyüsünü yavaş yavaş kaybettiğini. Dünyaya baktığın hayret penceresinin perdelerini sıkı sıkı kapattığını. Ama yine de her bayram sabahı üzerine yapışan o uykulu hâl, gözlerindeki hafif yanma sana bayramların hâlâ güzel olduğunu ve çocukça bir sevinçle kahvaltıya koşman gerektiğini hatırlatıyor.
